Sevgililer Günü yalancıları
-
Cumartesi akşamına kadar “Sevgililer Günü hakkında sen ne düşünüyorsun?” diye kime sorsak;“-Çok saçma buluyorum.
-Program yapmadık tabii ki her hafta sonu gibi işte…
- Çiçek mi? Güldürme beni!
-Pazarı canlandırmak, ekonomiye can vermek için çıkmış bir şey işte.”
gibi cevaplar aldık… Pazar günü bu cümleleri kuranlar yok oldu, sokaklar kırmızı gülleri elinde dolaşan (veya sevgilisine taşıtan) kızlarla doldu. Bir kez daha anladık ki cümbür cemaat hepimiz yalancıyız:)
Acayip sokak manzaraları
*Bir Pazar gününe göre; oğlanlar çok jöleli, kızlar çok fönlüydü… Bütün sokaklar kırmızıydı…
*Sokaklarda genellikle asık yüzlü insanlar görmeye alıştığım için bu kadar çok gülümseyen yüz görmek güzel, o gülümseyen yüzlerin eşortmanlı halimi tenkit eder bakışları kötüydü.
*Sevgililer Günü’ne dair gördüğüm en acayip manzara sabahın en erken saatinde ağlayarak yürüyen kızdı. Görünüşe göre Sevgililer Günü beklediği kadar görkemli başlamamış. Bir koluna çantasını astığı ve sol eliyle de mesaj yazmaya çalıştığı için (koştururken sol elle nasıl yazılır ki?) kollarını iki yana açmış, felakete isyan eder bir görüntü çiziyordu. Ben bu görüntüye “Çölde su arayan genç kızın feryadı” ismini taktım.
*En güzelini bir şubesini de geçen hafta Kadıköy’de açan Wienerwald yapmış, o lezzetli tavuklar tüm çiftlere %50 indirimliydi… Wienerwald gün boyunca “çıtır çıtır” sattı.
*Kadıköy’de Cumartesi akşamı önünden geçtiğim inşaat, Pazar sabahı “Hamurabi”ye dönüşmüştü… Genç çiftler Pazar kahvaltılarında hamur işine doydular.
*Marmaris Büfe işi abartmış her yere kırmızı balonlar kalpler asmış, bence en romantik büfe Marmaris Büfe! diye düşünürken yanındaki kocaman çiçek tezgahını gördüm. Marmaris Büfe ve çiçek tezgahını kafamda bağdaştıramayınca gittim sordum. “Burası eskiden çiçekçiydi ya, Marmaris Büfe yaptık onu, şimdi de onun devamı şeysinde… satıyoruz işte” cevabını aldım. Küçük kutularında güller 5 TL, bence en “girişimci büfe” Marmaris Büfe!!!
*İstisnasız her dükkandan (kitapevi, mağaza, restoran, cafe ve tabii ki doldurma parfümcü) aşk şarkıları yükseliyordu. Şarkılar mekana göre La Vie En Rose ile ‘Feysbuk’ arasında değişiyordu. Ben bu olaya “aşkımızın fon müziği” ismini taktım.
*Sıradan bir vatandaş olarak rezervasyonumuz olmadığı ve illa bugün de acıkacağımızı öngöremediğimiz için gidilesi hiçbir yerde yemek yeme fırsatı bulamadık. Bütün “rezerve”lere afiyet olsun.
*Pazar günlerini kış ve sigara yasağı münasebetiyle boş geçiren barlar doldu taştı. Bunu fırsat bilen bir çok mekan (hepsi demiyorum) Sevgililer Günü özel menüsü adı altında fiyatları ikiye katladı.
*Çiçekler, şaraplar, çikolatalar, menüler her zamankinden daha pahalıydı…
*Sevgililer Günü’nde (bence yapılabilecek) en eğlenceli aktivite benimdi, bulduğum en en köşe Starbucks’ta oturup kahve içtim, ellerinde marka basılı torbalarla, kutularla geçen çiftler bakıp kim kime ne almış, kim kimi daha çok seviyor diye izledim.
Not: “Sevgililer Günü’nü kim getirdi kardeşim?” sorusunun cevabını itiraf anında bizzat televizyondan öğrendim. Hıncal Uluç eski eşi vasıtasıyla öğrenmiş, hatta o dönem Sevgililer Günü’nü Beyoğlu’ndan başlayarak yaymak için oldukça çaba göstermiş.










